ANASAYFA SAĞLIK VE GÜZELLİK SAĞLIK TRENDLERİ VE GDO...

SAĞLIK TRENDLERİ VE GDO...

Günümüz tıbbında, hastalıkların tedavi edilmesine ne kadar önem veriyorsak, hastalıklara yakalanmamaya daha çok önem veriyoruz. Bütün dünyada önümüzdeki yıllarda ön plana çıkacak en önemli trend, koruyucu hekimlik olacak.

Her geçen yıl teknolojinin ilerlemesi yaşamımızı kolaylaştırıyor. Bilimde inanılmaz araştırmalar yapılıyor ve bunların insan yaşamına uyarlanması ile birlikte ömrümüz uzuyor. Evet artık daha uzun yaşıyoruz.

Daha uzun yaşıyoruz ama daha sağlıklı yaşayamıyoruz!

Daha sağlıklı yaşayamamamızın en önemli nedenleri de hava kirliliği, stres, kötü beslenme ve az egzersiz yapma olarak tanımlanıyor. Bu nedenle günümüz tıbbında, hastalıkların tedavi edilmesine ne kadar önem veriyorsak, hastalıklara yakalanmamaya daha çok önem veriyoruz. Bütün dünyada önümüzdeki yıllarda ön plana çıkacak en önemli trend, koruyucu hekimlik olacak. 1900’lu yıllarla 2000’li yılları hastalıklar ve ölüm nedenleri olarak incelediğimizde en önemli fark, enfeksiyon hastalıkları ve metabolik hastalıklar olarak görülüyor. Yani 1900’lu yıllarda en önemli ölüm nedeni enfeksiyon hastalıkları iken, günümüzde kalpdamar hastalıkları, obezite, diyabet ve kanserler en önemli nedenler olarak karşımıza çıkıyor.



Kuşkusuz antibiyotiklerin keşfinin ve geliştirilmesinin burada payı çok büyük. Bununla birlikte yaşamın uzaması da bu türdeki kronik hastalıklara davetiye çıkarıyor. Bu tür hastalıklara yakalanmamak için, en dikkat edilmesi gereken noktalar, sağlıklı beslenmek, düzenli egzersiz yapmak ve yıllık checkup’ları yaptırmayı unutmamak gerekiyor. Sağlıklı beslenme ve hastalıklar arasındaki ilişki 2010’lu yıllarda daha çok gündemde olacak gibi görünüyor. Nitekim ne zaman manava, pazara gitseniz çeşit çeşit, birbirinden alımlı, renkli meyveler sebzeler görüyorsunuz. Bir domates var kıpkırmızı, elmalar kocaman kocaman, çilekler olmuş portakal büyüklüğünde… Görünüş muhteşem ama yemeye kalktığınızda hiçbir şey anlamıyorsunuz. Çünkü tat yok, sululuktan eser yok…

~
Birçok gazetede, dergide genetiği değiştirilmiş organizmalar, bitkiler, hormonlu ve kimyasallı yiyecekler hakkında haberler var. Ancak yine de kafa karışıklığının sonu gelmiyor. Bu konuların gündeme gelmesi ve bu konudaki bilgilerin halkla paylaşılması gerekiyor. GDO demek, aslında genetiği değiştirilmiş organizma demek. Bu nasıl oluyor derseniz bir örnek verelim. Mesela mısır yetiştiriyorsunuz. Bu mısır böcekler tarafından yeniyor ve daha az mahsul elde ediyorsunuz. Mısırı böcekler yemesin diye böcek öldürücü genler mısırın tohumuna konuluyor ve mısır büyüdüğü zaman böcekler tarafından yenemediği için daha çok ürün elde edilebiliyor. Sonuçta GDO’nun amacı çoğalan insan nüfusunun beslenme ihtiyacını karşılayabilmek için daha çok ve daha dayanıklı mahsul elde etmek aslında.


Ancak bu mahsullerin insan sağlığı üzerine etkileri ile ilgili önümüzdeki yıllarda ne yapabileceği ile ilgili çok fazla bilgi yok. Hormonlu yiyecekler ise, bu işte başka bir boyut. Aslında nasıl insanların büyüme hormonu var ise, bitkilerde de bu şekilde büyüme hormonu var. Yani bitki bu hormonu sentezliyor. Biz insanlar ise daha fazla ürün almak üzere, tohumu normal olan bitkiler üzerine çok fazla hormon vererek o bitkiden veya hayvandan daha fazla ürün almaya çalışıyoruz. Ürünümüze zarar gelmesin diye çok fazla kimyasal madde kullanıyoruz. Durum böyle olunca da ortaya devasa patlıcanlar, kocaman çilekler çıkmaya başlıyor. Bu hormonlu gıdaların da uzun dönem insan sağlığı üzerine etkileri bilinmiyor. Ancak artık çocuklarda ergenliğe geçiş sürecinin daha kısa olduğunu, kanserlerin eskiye göre daha sık görüldüğünü biliyoruz. Dışarıdan bakarak hangi sebze hormonlu, hangisi GDO’lu bunu ayırmak çok mümkün değil. Ancak bazı küçük noktalara dikkat edip alışverişerimizi ona göre planlarsak, biraz daha sağlıklı gıdalara ulaşabiliriz belki de. Öncelikle işe hangi sebze meyve hangi mevsimde yetişiyor onu öğrenerek başlayalım. Mutlaka mevsiminde sebze-meyve yemeye özen gösterelim. Alışveriş sırasında en irileri en gösterişlileri değil, irili-ufaklı boyut farkı olanları, hatta üzerinde küçük sineklerin uçuştuğu bölmeden bile alabiliriz. Üzerinde sinek uçuyorsa, içinde böcek varsa bilin ki kimyasal daha azdır. Aldığımız domatesler bir türlü bozulmuyorsa aldığımız salatalıklar buzdolabında büyümeye devam ediyorsa çok fazla hormon katılmış olabilir. Aldığımız patlıcanların, salatalıkların içi kofsa, sünger gibi ise, çekirdek göremiyorsanız hormonlu gıda olması daha muhtemel. Mümkün olduğu kadar organik reyonlarından alışveriş yapmaya çalışmak daha doğru bir yaklaşım olacaktır.

Fonksiyonel besinler
2010’lu yıllarda yiyeceklerle ilgili keşfettiğimiz başka özellikler de var. Mesela fonksiyonel besinler dediğimiz bir grup yiyeceğin uzun süreli ve sürekli kullanımında hastalık önleyici ve hatta hastalık tedavi edici olduğunu biliyoruz. Fonksiyonel besinler hiç işlem görmemiş doğal bir besin olabileceği gibi fonksiyonel bir besinle zenginleştirilmiş bir besin de olabilir. Örneğin omega-3’ü direkt balıktan alabileceğimiz gibi, omega-3’le zenginleştirilmiş yem yiyen tavukların ürettiği Omega-3’lü yumurtaları yiyerek de alabiliriz. Omega-3’ü düzenli tüketmek başta kolesterol yüksekliği, tansiyon, alzheimer, bunama gibi hastalıklara karşı uzun vadede koruyucu etki gösterir. Bir diğer fonksiyonel besine örnek bitkisel sterollerdir. Bitkisel steroller bitkilerin hücre duvarında bulunur ve beslenme ile birlikte alınan kolesterolle yarışa girer ve her zaman kazanır. O nedenle bitkisel sterol tüketildiğinde kan kolesterol düzeyleri %10-20 arasında düşer. Son zamanlarda bitkisel sterol eklenmiş yoğurtlar, ayranlar ve yağlarda raflarda yerini almış Bağışıklık sistemimizi güçlendirmek için probiyotik ve prebiyotiklerin önemi büyük. Özellikle probiyotik zengini yoğurt, ayran, kefir tüketimimizi arttırmak iyi olacak. Bununla birlikte yeşil yapraklı sebzelerde ve meyvelerde bulunan C vitaminin, E vitaminin, folik asitin de bağışıklık sistemimize olan katkılarını unutmamak gerekir. Diyetsel lif de özellikle bu tür yiyeceklerde daha fazla bulunur. Bu da bizi başta kabızlık olmak üzere çeşitli bağırsak hastalıklarından korur. Obezite ile mücadele önümüzdeki yıllarda büyük önem kazanacak. Çünkü günümüzde bile nerede ise her iki kişiden birinin sağlık sorunu obezite. Ayrıca başta kalp-damar, diyabet, kanser, tansiyon gibi birçok hastalığın da direkt sorumlusu. Bu nedenle obeziteyi tedavi etmek bir çok hastalığı da dolayısı ile tedavi etmek oluyor. Burada insanların, şişmanlığı kozmetik bir problem değil, önemli bir sağlık sorunu olduğunu bilmesi gerekiyor. Bu nedenle bu hastalığı çözmek için; gelir geçer, hızlı kilo kaybettiren diyetler değil, doktor kontrolünde kalıcı kilo vermenin öneminin vurgulanması gerekiyor. Obezite ile mücadelede fazla yağlı, fast-food türü yiyecekler ve şeker oranı yüksek olan besinlerden kaçınmak gerekiyor. Başta çocuklarımıza kurubaklagiller, ev yemekleri, taze sebze ve meyve yeme alışkanlığının kazandırılmasının önemi büyük. Bununla birlikte egzersizin bir yaşam biçimi haline getirilmesi ve aktivitenin artırılmasına önümüzdeki yıllarda daha çok ihtiyacımız olacak.


Yeniliklerden haberdar olun!

Lezzet’ten sürekli haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi girerek kaydolun!