Türkiye’de gastronomi sahnesi uzun yıllar ustalık, hiyerarşi ve mutfak içi disiplin üzerinden okundu. Şeflik, çoğu zaman yılların emeğiyle “hak edilen” bir unvan olarak görüldü. Oysa bugün başka bir eşikteyiz. Artık mesele yalnızca iyi pişirmek değil; neyi, neden ve nasıl pişirdiğini bilmek. İşte bu kırılma anlarında genç şeflere açılan alanlar, sektörün geleceğini belirleyen en kritik başlıklardan biri haline geliyor.
Her yıl sektörün genç ve yaratıcı şefleri tarafından heyecanla takip edilen 35 Yaş Altı 3 Şef Yarışması, bir ödül töreninden çok daha fazlasını işaret ediyor: Genç profesyonellerin fikir üretme, risk alma ve kendi mutfak dillerini kurma cesaretini görünür kılan bu platform, bu yıl dördüncü kez organizasyon, gastronomi iletişimi alanında çalışan Dude Table tarafından yürütülüyor; Ana destekçi ise profesyonel mutfaklara yönelik çalışmalarıyla bilinen Unilever Food Solutions. Marka isimleri burada yalnızca bir çerçeve. Asıl mesele, genç şeflerin önüne açılan düşünsel ve teknik alan. Önceki edisyonlarda Türkiye’nin ilk vegan fine dining konseptini hayata geçiren Bahtiyar Büyükduman, JW Marriott Istanbul Bosphorus ve Octo Restaurant Executive Şefi Şafak Erten ile dünyanın en iyi restoranları arasında gösterilen Mugaritz’de staj yapma fırsatı yakalayan Özge Nur Yılmaz gibi isimleri öne çıkaran yarışma, bu yıl da yurt dışı eğitim ödülüyle genç şeflere uluslararası bir vizyon kapısı aralıyor.
Bu yılın yarışma teması “Geleceğin Menüleri.” Kulağa iddialı geliyor ama aslında oldukça somut bir soruya dayanıyor: Yarın nasıl yiyeceğiz? Küresel trend raporları, sosyal medya analizleri, 21 ülkede yapılan 300 milyondan fazla çevrimiçi arama… Tüm bu veriler, mutfaklarda zaten hissedilen dönüşümü teyit ediyor. Öne çıkan dört başlık; “Neo Gelenek”, “Sokak Lezzetlerine Şef Dokunuşu”, “Yeni Nesil Yemek Deneyimi” ve “Sınır Tanımayan Mutfaklar”. Genç şeflerden istenen şey ise bu başlıklardan birini seçip güncel tekniklerle özgün bir ana yemek reçetesine dönüştürmeleri. İlk 10’a kalan şefler finalde dört trendden ilham alan dört farklı reçeteyle jüri karşısına çıkacak. Final, 12 Haziran’da Mutfak Sanatları Akademisi’nde gerçekleştirilecek.
Yarışma; Türkiye’de yaşayan, 21 ila 35 yaş aralığında, en az iki yıllık profesyonel mutfak deneyimine sahip aktif şeflere açık. Burada önemli olan, genç bir aşçının geleneğe nasıl baktığı. Örneğin bir tandırı yeniden yorumlarken yerel üreticiyle kurduğu ilişki; bir sokak yemeğini fine dining bağlamına taşırken israfı nasıl yönettiği; farklı kültürleri bir araya getirirken etik ve ekolojik sınırları nasıl gözettiği… Sürdürülebilirlik artık yalnızca mevsimsel ürün kullanmakla sınırlı değil. Bilgiye erişim, araştırma disiplini, teknik hâkimiyet ve en önemlisi sorumluluk bilinciyle birlikte düşünülüyor. Yarışmanın kazananı, UFS’in Hollanda Wageningen Kampüsü’ndeki global gıda inovasyon merkezi Hive’da eğitim alma hakkı kazanacak. Başvurular 2 Mart’ta başlayacak ve 16 Nisan’a kadar sürecek. 27 Nisan’da açıklanacak ilk 10 finalist mentorluk sürecine dahil olacak; final hazırlıkları 11 Haziran’da tamamlanacak ve büyük final 12 Haziran’da MSA’da gerçekleşecek. Başvurular ise, internet sitesi üzerinden alınıyor.
Türkiye gastronomisi son on yılda ciddi bir ivme kazandı. Ancak bu ivmenin kalıcı olabilmesi için genç profesyonellerin yalnızca iyi tabaklar çıkarması yetmez. Genç şeflerin yalnız olmadığını hissetmeleri de çok önemli. “Bugün yanındayız, yarına hazırız” söylemi bir slogan olmanın ötesine geçebildiği ölçüde anlamlı. Çünkü mutfakta gelecek, bireysel parıltılardan çok kolektif akılla inşa ediliyor. Gastronomi dünyasında sürdürülebilirlik artık yalnızca ürün tedarikiyle değil; insan kaynağıyla da ilgili. Genç şeflerin cesaretini, vizyonunu ve araştırma iştahını besleyen her adım, aslında sektörün uzun vadeli sağlığına yapılan bir yatırım. Eğer geleceğin menülerini konuşuyorsak, önce o menüleri yazacak zihinlere alan açmamız gerekiyor.