Dünyanın farklı köşelerinde yılbaşı gecesiyle özdeşleşen yiyecek–içecek ritüellerine yakından baktığımızda, karşımıza yalnızca bolluk ve şans beklentisi değil; kontrol, denge, zaman algısı ve kabullenme gibi kavramlar da çıkıyor. Aşağıdaki başlıklarda, bu ritüelleri hem bilinen anlamlarıyla hem de daha az konuşulan yorumlarıyla birlikte ele aldık. Aynı yiyecek, bir kültürde bereket çağrısıyken başka bir yorumda ölçülülük uyarısı olabiliyor. Bu çoklu anlamlar, ritüelleri daha değerli kılıyor; çünkü asıl mesele neyin yenildiğinden çok, neden ve nasıl yorumlandığı!
Yunanistan ve Doğu Akdeniz’de yılbaşı gecesi kapı eşiğinde nar kırmak, en bilinen bereket ritüellerinden biridir. Narın çok taneli yapısı, antik çağlardan bu yana bolluk, doğurganlık ve süreklilikle ilişkilendiriliyor. Tanelerin eşiğe saçılması, bereketin eve yayılması olarak yorumlanıyor.
Ancak bu ritüelin daha az bilinen bir başka yorumu da var. Bazı halk inanışlarında narın kırılıp kontrolsüz biçimde dağılması, “aşırı enerji açılması” olarak görülüyor. Bu görüşe göre, enerji yalnızca çağrılmaz; yönlendirilmezse düzensizlik ve huzursuzluk da getirebiliyor. Bu nedenle kimi ailelerde nar, kırılmak yerine sessizce kesiliyor ya da sadece mutfakta tüketiliyor.
İspanya’da yılbaşı gecesi saat tam on ikide, her çan vuruşunda bir üzüm yemek, yeni yılın ayları için dilek tutmak anlamına geliyor. Bu ritüel, 20’nci yüzyıl başında üzüm fazlasını değerlendirme ihtiyacıyla yaygınlaşsa da zamanla güçlü bir kolektif inanca dönüşüyor.
Alternatif bir okumada ise 12 üzüm, dilekten çok “kabul” kavramıyla ilişkilendiriliyor. Her üzüm, kontrol edilemeyen bir ayı temsil ediyor; üzüm tatlıysa kolaylık, ekşiyse zorluk geleceği kabul ediliyor. Bu yorumda ritüel, geleceği şekillendirmekten çok onunla barışmayı simgeliyor.
İtalya’da yılbaşı sofrasında yeşil mercimek yemek, paraya benzeyen formu nedeniyle refah ve maddi kazançla ilişkilendiriliyor. Cotechino veya zampone ile servis edilmesi, zenginlik beklentisinin mutfaktaki karşılığı anlamına geliyor.
Buna karşılık bazı gastronomi tarihçileri, mercimeğin esas gücünün mütevazılığında yattığını vurguluyor. Az malzemeyle doyurucu olması, sürdürülebilir bir bolluğu temsil ediyor. Bu bakış açısında mercimek, ‘çok kazanmak’ değil, ‘yeteni bilmek’ anlamına geliyor.
Filipinler’de yılbaşında 12 yuvarlak meyveyle dolu sofralar kuruluyor. Yuvarlak form, madeni parayı çağrıştırdığı için bolluk ve şansın simgesi kabul ediliyor. Daha derin bir sembolik okumada ise yuvarlaklık, yılın döngüselliğini temsil ediyor. Başlangıç ve bitişin belirsizleştiği bu form, hayatın sürekliliğine gönderme yapıyor. Ritüel bu haliyle ekonomik beklentiden çok zaman algısıyla ilişkilendiriliyor.
Birçok kültürde yılbaşı gecesi tatlı yemek, ‘tatlı bir yıl’ dileğiyle ilişkilendiriliyor. Bal, kek, kurabiye ve sütlü tatlılar bu nedenle sofrada yer buluyor. Ancak bazı geleneklerde aşırı tatlı tüketiminin, yılın fazla ‘rahat’ geçmesine ve üretkenliğin azalmasına işaret ettiği düşünülüyor. Bu nedenle tatlı, küçük porsiyonlarla ve denge vurgusuyla sunuluyor.