Balık denildiğinde akla gelen ilk türlerden biri olan levrek, beyaz eti, düşük yağ oranı ve yumuşak dokusuyla geniş bir hayran kitlesine sahiptir. Izgara, fırın, buğulama ve hatta çiğ tüketim gibi pek çok pişirme yöntemine uygun olması, onu hem ev mutfaklarında hem de restoran menülerinde vazgeçilmez kılar. Ancak levreğin lezzeti ve kalitesi yalnızca pişirme tekniğine değil; yaşadığı ortam ve yetiştirilme koşullarına da doğrudan bağlıdır.
Levrek, doğal yaşam alanı Akdeniz olan bir balık türüdür. Başta Akdeniz ve Ege Denizi olmak üzere; Marmara Denizi, Karadeniz’in güney kıyıları ve Atlas Okyanusu’nun doğu sahilleri boyunca geniş bir coğrafyada yaşar. Tuzluluk ve sıcaklık değişimlerine kolay uyum sağlayabilmesi, levreğin bu kadar geniş alanlara yayılmasının temel nedenlerinden biridir. Türkiye sularında özellikle Ege ve Akdeniz kıyıları, doğal levrek popülasyonunun yoğun olduğu bölgeler arasında yer alır. Bu bölgelerde avlanan levrekler, aroması ve et dokusu nedeniyle balık severler tarafından oldukça değerli kabul edilir.
Günümüzde sofralara gelen levreğin büyük bir bölümü, kültür levreği olarak adlandırılan çiftlik üretimidir. Türkiye, levrek yetiştiriciliğinde Avrupa’nın önde gelen ülkeleri arasında yer alır. Özellikle Muğla, İzmir ve Antalya çevresindeki temiz ve korunaklı koylar, levrek çiftlikleri için ideal koşullar sunar. Kültür levreği, kontrollü ortamlarda yetiştirildiği için yılın her döneminde bulunabilir. Bu da hem fiyatların daha ulaşılabilir olmasını hem de tüketicinin levreğe düzenli olarak ulaşabilmesini sağlar.
Doğal deniz levreği ile kültür levreği arasında bazı belirgin farklar bulunur:
Her iki levrek türü de doğru pişirme teknikleri uygulandığında son derece lezzetlidir. Izgara ve buğulama yöntemleri doğal levreğin aromasını ön plana çıkarırken; fırın ve tava pişirme yöntemleri kültür levreği için ideal sonuçlar verir.
Şunlara da göz atın: