ANASAYFA YAZARLAR PINAR AYLİN SUYUN SİHRİ

SUYUN SİHRİ

Gözünüzü kapatın ve kendinizi şeffaf bir kanoda düşünün... Altınızda cam gibi bir su var ve siz üzerinde sakince kürek çekerek ilerlediğiniz berrak bir nehirdesiniz...
Suyun sihri

Suyun içinde balıklar akışa uymuş yüzüyorken, gördüğünüz ayrı bir yaşam ve o yaşamın kendi içinde mükemmel ahengi.. Üstünüzde kuşlar, yine rüzgarın sesine doğru uçuyorken gördüğünüz ayrı bir yaşam ve orada da tıkır tıkır işleyen bir düzen... 


Ve siz hepsinin ortasında bir karar vermek üzeresiniz; içinde olduğunuz o yolculuğun her anına sahip çıkarak, kıymetini bilerek yaşamın kendi ahengiyle akmayı ve yolunuzu bulmayı mı seçeceksiniz, ya da korkuya kapılıp endişe duyarak vazgeçip, kürek çekmeyi bırakmayı mı!?


İşte şu an tam da bu noktadayız. 


Bir seçim yapmamız gerekiyor, uyanarak ve bilinçlenerek yaşadığımız bu biricik gezegene sahip çıkmak mı, yoksa korkunun bizi ele geçirmesine izin vererek kendi zihnimize sıkışıp kalmak mı?


Bazen en kıymetli olanı fark edemez insan, ya da en göz önünde olanı, ta ki kaybedene dek!.


Kolay olan, çok olan, hep olanı önemsemez de, 'az' olanı kıymetli bilir hep, ya da 'yok' olanı.


SU da AŞK gibidir aslında, ikisinin de dinamikleri çok benzer birbirine... Varlığına o kadar alıştırır ki, olmaması halinde neler olabileceği akla bile getirilmez. Sanki sonsuzmuş da hiç bitmezmiş gibi, sanki ne yapsak da tükenmezmiş gibi, sanki benzer muhteşemlikte bir şey varmış gibi!. Özen göstermek, iyi bakmak, hor kullanmamak gerektiğini düşünmeyiz, çünkü, kendi alıştırmıştır bizi hep böylesi karşılık beklemeden sevmeye...


Kaçımız içerken bu bilinçle teşekkür ederiz, ya da kaçımız İlahi gücünün farkında, O'na gereken değeri veririz, bilinmez... Ama can veren SU, kendi de 'canlıdır' aslında! 


Üstelik varoluştan beri süre gelen tüm kadim bilgileri de içinde taşıyan bir BİLGE, gözümüzün önündeki MUCİZE dir bu hayatta.




Muazzam bir hafızası ve ışıkla dolu bir sihri vardır bildiklerimizin çok ötesinde...


Çünkü SU niyetle kodlanabilir, istekle yüklenebilir ve şifayla dolabilir. 


Can verir, can katar, iyileştirir, arındırır, birleştirir. Gerektiğinde tek başına yaşamı yaşatır, tüm Dünya'yı sırtında taşır.


Eskiler her şeyi olduğu gibi bunu da keşfetmiştir ve kültürümüzdeki okunmuş su da buradan gelir.


Sadece çok göz önünde olduğu için 'hazine' olabileceği akla gelmez!


Üçte ikisi su olan dünyamızın ve üçte ikisi su olan bedenimizin içinde, yani her hücremizde, her yanımızda, her yerde ve her şeyde saklı olan kudreti, bir türlü görmez, bilmeyiz!


Dünya'da varolan her şey gibi SU da titreşir... 


Hatta o kadar ilginçtir ki, içindeki kristaller söylenen sözcüklere göre şekil değiştirir, bir nevi karşılık verir! Sevgi sözcüklerine, kar kristallerinin en ihtişamlı ve güzel haline dönüşerek, öfke, nefret gibi negatif söylemlere ise dikenli, dağınık formlara girerek cevap verir.

(*Dr.Masaru Emeto)


Düşüncelerimiz Su'ya bunları yaptırabiliyorsa, yüzde yetmişi SU olan bize neler yaptırabilir, kimbilir..


Çünkü SU bilgiyi kaydedebilir ve suyun hafıza kodları kendi bilincimizle değiştirilebilir...


Yani kendi sözcüklerimizle ve güzel niyetlerle titreşimini yükseltebilir, hayallerimizi suya yükleyebiliriz!


Doğa bize pek çok şeyi anlatır ve ipuçlarını da verir aslında yaşama dair. 


Hatta muazzam sırlarını bile paylaşabilir, eğer biz hazırsak...


Suyun ilahi gücüne UYUMLANDIĞIMIZDA, ya da kendi gücümüzü O'nun gücüne kattığımızda, karşılıklı olarak birbirimizi duyabilir, algılayabiliriz.


En çok uyum sağlayanın ve esnek olanın hayatta kalmayı başardığı bu zor ama mükemmel düzende, değişimden korkmadan, her gün yeniden ve her şeye rağmen akmayı, kendini akışa teslim etmeye hazır hale gelmeyi öğretir; Dünya üzerinde 3 ayrı formda ve şekilde varolabilen tek element olarak!


SU'yun mucizeleri hiç bitmez ve en muhteşem olanı da öylece karşımızda durur, keşfedilmeyi bekleyerek...


DENİZ in üzerimizdeki terapi etkisi boşuna değildir çünkü içinde taşıdığı 84 etken maddenin bazıları, zaten psikolojik rahatsızlıklarda kullanılan pek çok ilacın içeriğini oluşturur.




Lityum, magnezyum gibi 'doğal iyileştiriciler', deniz suyu ile gözeneklerden girerek, melatonin, serotonin gibi mutluluk hormonlarını aktive ederler ve su sesi tek başına bile beyin dalgaları üzerinde sakinleştirici etki yaratır. Bununla da bitmez, denizin havası da bu özellikleri taşır ve denizde ya da yakınlarında yaşayan kişiler, en sakin, dingin ve yaratıcı frekans olan Alfa'da rahatça kalabilir ve kalp ritimlerini kolayca dengeleyebilirler. 


Bunların hepsi bilimsel gerçeklerdir, havasının bile üzerimize sihir tozu serpilmişçesine iyi hissettirmesi, işte bu yüzdendir...


Tıpkı hayat gibi bazen dingin, bazen hırçın, bazen durgun, bazen kızgın olsa da, deniz hep bize 'iyi gelendir!'


Şimdi bize düşen, bu bilinç ve farkındalıkla, SU'yun her damlasını mavi bir mücevher gibi görüp, sonuna kadar sahip çıkmak; ona ve muhteşem gezegenimize...


Mars'ta yeni bir hayat kurmanın peşine düşenlere inat, bize zaten verilmiş en güzel hediyeye, DÜNYAMIZA, SUYUMUZA, TOPRAĞIMIZA, AĞAÇLARIMIZA... 


Ama en çok KENDİMİZE, çünkü her şeyi büyüyebildiğimiz gibi, AKLIMIZI da büyütebiliriz!


Yeniliklerden haberdar olun!

Lezzet’ten sürekli haberdar olmak istiyorsanız e-posta adresinizi girerek kaydolun!