Ege ve Akdeniz’in berrak sularından sofralarımıza ulaşan çipura balığı, hem lezzeti hem de kendine has aromasıyla deniz ürünleri dünyasının yıldızlarından biridir. Sıkı ve yağlı eti, hafif tatlımsı aroması ve taze sunumuyla sofralara şıklık katar. Lidaki ve kaba lidaki evrelerinden geçerek olgunlaşan çipura, yalnızca bir balık değil, aynı zamanda deniz ekosisteminin zarif bir temsilcisidir.
Çipura, biyolojik sınıflandırmada Sparidae (İzmaritgiller) familyasına mensup, kendi türünün tek örneği olan ve morfolojik açıdan oldukça karakteristik özellikler taşıyan bir deniz balığıdır. Yaygın bir yanılgı olarak çipuranın mırmır veya lidaki gibi başka bir balığın gelişmiş formu olduğu düşünülse de, çipura yumurtadan çıktığı andan itibaren genetik olarak bir çipuradır. Bu balığı diğer türlerden ayıran en belirgin görsel özellik, iki gözünün arasında yer alan ve ona "altınbaş" lakabını veren parlak, altın sarısı-turuncu renkli banttır; bu bant balık tazeliğini yitirdikçe matlaşır.
Balıkçılık literatüründe çipuranın boyuna göre isimlendirilmesi, bu balığın başka bir türle karıştırılmasının temel sebebidir. Henüz tam erginliğe ulaşmamış, genellikle 100 ile 150 gram ağırlığındaki küçük çipuralara "Lidaki" adı verilir; yani çipura aslında lidakinin büyümüş halidir. Gelişim süreci devam edip balık 200-250 gram seviyelerine ulaştığında "Kaba Lidaki" olarak adlandırılırken, 350 gram ve üzerindeki bireyler gerçek anlamda "Çipura" ismini alarak sofralardaki asıl yerini bulur.
Çipura balığın��n en ilginç ve doğadaki hayatta kalma stratejisi olarak nitelendirilen özelliği, "protandrik hermafroditizm" yani erkek olarak doğup sonradan dişiye dönüşme yeteneğidir. Tüm çipuralar hayata erkek olarak başlar ve genellikle yaşamlarının ikinci veya üçüncü yılında, vücut boyları yaklaşık 30 santimetreye ulaştığında cinsiyet değiştirerek dişi olurlar. Bu biyolojik değişim süreci, popülasyonun sürdürülebilirliği açısından kritik bir öneme sahiptir; çünkü büyük bireylerin dişi olması, yumurta verimliliğinin en üst düzeye çıkarılmasını sağlar
Genellikle sonbahar aylarında (Ekim ve Kasım) üreme dönemine girmeden önce kıyılara sokulan bu balık, "lidaki" döneminden "kaba çipura" dönemine geçişte en yüksek yağ oranına ve lezzet profiline ulaşır. Mutfak kültürümüzde genellikle ızgara yapılarak tüketilmesi önerilen çipura, kalın pulları sayesinde ateşe karşı direnç gösterir ve bu sayede eti kendi suyunu muhafaza ederek yumuşak ve sulu kalır.
Doğal ortamında kumluk, çamurluk ve kayalık bölgelerin kesişim noktalarında yaşamayı tercih eden çipura, son derece güçlü çene yapısı sayesinde kabuklu deniz canlılarını parçalayarak beslenen bir avcıdır. Özellikle sığ kıyı bölgelerinde, lagünlerde ve nehir ağızlarında beslenmeyi seven bu balıklar; midye, yengeç, karides ve çeşitli deniz salyangozlarını güçlü dişleriyle kolayca kırabilirler. Bu protein ağırlıklı ve doğal beslenme rejimi, deniz çipurasının etinin sıkı, yağlı ve aromatik olmasının temel kaynağıdır; bu da onu çiftlik üretimi olan türdeşlerinden ayıran en büyük lezzet farkıdır.
Şunlara da göz atın:
Levrek Mi Çipura Mı Daha Yağlı?