ANASAYFA YAZARLAR SERMET SEVERÖZ GASTRONOMİ DÜNYASINA ARMAĞAN BİR ROTA: TRANSKARPATYA

GASTRONOMİ DÜNYASINA ARMAĞAN BİR ROTA: TRANSKARPATYA

İnanın adı hep talihsiz bir takım şeylerle anılan Ukrayna’ya ne gideceğim ne de gidip bayılacağım hatta döndükten sonra da bayıla bayıla anlatacağım hayatta gelmezdi aklıma. Geçen Noel Bayramı’nda Ukrayna Tanıtım Ajansı’nın davetlisi olarak ülkenin gastronomi üssü olan Transkarpatya bölgesine bir seyahat gerçekleştirdim.
Gastronomi dünyasına armağan bir rota: Transkarpatya

Unutmadan söyleyeyim Türk vatandaşları vizesiz hatta nüfus kağıdıyla bile girebiliyor ülkeye… 


En önemlisi şu şartlarda bile paramızın nispeten daha değerli olduğu dünyadaki 11 ülkeden biri Ukrayna.    


Bu faktör bile yetmez mi bir Türkün Ukrayna’da kendini mutlu hissetmesine?




Av etleri başrollerde

Neyse, Transkarpatya  Macaristan ve Slovakya sınırının kesiştiği yerde bulunuyor. 


Uzhgorod (Ujgorod) merkez vilayeti.


Etrafı ise birbirinden ünlü restoranlar, şarap bağları ve irili ufaklı otellerle çevrili.


Bu mekanlarda Transcarpathian mutfak gelenekleriyle hazırlanan kestane püreli et, devzira pirinçli kuzu kaburga ya da alabalık mutlaka denenmeli diyeceğim lezzetlerin başındakiler.  




Bir de Devzira pirinci kullanarak pişirdikleri Özbek pilavı...


Tersten gittim biraz ama çorba da bu coğrafyada çok ön planda. 


Hemen her yemeğe çorba ile başlıyorlar tıpkı bizim gibi. 


Özellikle de geyik ve tavşan gibi av etleriyle hazırladıkları Macar gulaş’ı andıran bol salçalı çorba çeşitleri.


Yanlarında da Papmuşka dedikleri sarımsaklı ekmeği bolca tüketiyorlar. 


Ufak bir saksıyı andıran çömlek kaselerde servis edilen bu çorbalar öyle doyurucular ki ana yemek yemeseniz bile olur diyebilirim. 




Bir diğer olmazsa olmazları patates!


Sofraların baş tacı patatesi dünya genelinin aksine kızartma yerine, ızgara ya da fırınlanmış hatta krep halini tercih ediyorlar. 


Şarküteriye de oldukça düşkünler! 


Özellikle de ev yapımı sosis ve kuru et çeşitlerine... 




Pastacılıkta aşmışlar

Pastacılıkta Avusturya ile unlu mamullerde de Fransa ile yarışırlar desem yalan söylemiş sayılmam. 


İnanılmaz tatlılar yapıyorlar ve de inanılmaz tüketiyorlar. 


Gittiğimiz kafelerde dikkatimi en çok çekenlerden biriydi bu tüketim. 


Pasta vitrinlerinin ve tezgahlarının boş kalmaması için hummalı bir koşuşturma var mekanlarda.  


O mutfak kapıları ellerinde sanat eseri gibi pastaları taşıyan çalışanlar tarafından sürekli açılıp açılp kapanıyor. 


Kapı her açıldığında da mutfaktan ortalığa iştah kabartan kokular yayılıyor.  




Şaraplar eh!

Evet,


Her şey ama her şey beklentilerimin çok üstündeydi. 


Bir şey hariç!


O da çok öğündükleri şarapları.


Belki bana denk geldi ama maalesef kırmızı, beyazı hatta rozesi bile tüm şarapları su karıştırmış gibi, tatsız tuzsuz ve gövdesizdi. 


Ülkede en yaygın şarap markası Chateau Chizay!


Hatta bağına bile gittim. 


Ancak burada da iyi bir şaraba denk geldim diyemem.  




Avrupa’nın Ekmek Sepeti

Bunları da yemek – içme ve seyahat yazarı arkadaşım Ebru Erke’den dinledim. 


Ukrayna için “Avrupa’nın ekmek sepeti” denirmiş. 


Bizde olduğu gibi onlarda da kutsal ekmek; çöpe atmak ziyan etmek günah sayılıyormuş.


Ekmek yapmayı bilmek önemliymiş hatta anneden kıza ekmek yapma geleneği hala sürdürülüyormuş.   


Çok farklı, tok ve lezzetli ekmek çeşidi deneyimledim Ukrayna’da. 


Öğrendim ki atalık cins Horasan buğdayı, çavdar, arpa amarant ve karabuğday kullanıyorlarmış.


Ve de sadece ekşi maya!


İyi bir ekmeğin ise mutlaka taş fırında pişen ekmek olduğunu savunurlarmış. 


Haksız olmadıklarını gönül rahatlığıyla söyleyebilirim. 


Velhasıl Ukrayna, gastronomide yeni keşifler yapılacak yeni ve farklı bir rota, yeme - içme meraklılarına şiddetle tavsiye ediyorum.