Börek üstünden zirveler...
Türk milletinin dünya mutfağına sunduğu en vazgeçilmez, en muhteşem, en orijinal, ilk kez yiyenin bile deyim yerindeyse “dibini düşürten” tat nedir? Elbette börek.
“Börek, Türkler’le birlikte Orta Asya’dan Anadolu’ya göç etmiş, bu arada yolda yeniliklere uğramış, sonra Osmanlı’yla Balkanlar’a yönelerek çok kültürlü, uzun tarihli ve global bir yiyecek haline gelmiş.”
Döner, yoğurt, vesaire, vesaire. Ama ama ne? Bence has be, has börek ve milyon çeşit dolmadır. Dolmayla böreğin kökü aynı ağaç aslında. Masal bu ya, bir gün hamarat bir Anadolu kadını, malum, illa dolduracak bir şey arıyormuş; kabak, yoksa patlıcan, yoksa domates, yoksa elma, yoksa kaburga, yoksa bağırsak ve hatta bulgur, o da yoksa saralım! Yaprak, lahana. Önüne ne gelirse! Bir gün herhalde dolduracak, saracak malzeme bulamayınca ya da bunlarla uğraşmaktan sıkılınca “eh” demiş, “ben unu bile şekle sokar, sarar, doldurur, acaip lezzetli bir şeyler yapar, sofraya oturanı ağız tadının nefasetinden neye uğradığını bilemez hallere koyarım.”
O kadar çok börek çeşidi var ki, sadece içine koyduğumuz malzeme değil, böreğin hamurunun da farklı farklı olduğu bir sonu gelmez macera. Öyle ki insan Anadolu ve Türk etkisinde kalmış diğer ülkelerin böreklerinin her birini tek tek yapacağım diye tuttursa, birkaç zaman kendisine başka eğlence aramasına gerek kalmaz! Üstelik bunlar egemenliğine girdikleri Osmanlılar’ın mutfağını alıverip, yaratıcılıkta tembellik de etmemişler. Kendi yerel malzeme ve damak tatlarıyla muhteşem füzyon börekler icat etmişler.